BBN Haber

Prof. Dr. Ercan Yılmaz

Pandemi ve zekâ-2

03.06.2020 00:10

Haftanın belli günlerinde gerçekleştirdiğim  hiking ve trekking  etkinliğimde bu hafta değişik bir olay yaşadım. Tırmandığım dağdan inerken sürüsünü otlatan Ali’yle karşılaştım. Tanışırken tokalaşmak için elini uzattığında bir an tereddütte kaldım, “Koranavirüs var kusura bakmayın tokalaşmayalım. Daha sonra isterseniz elimdeki yürüyüş sopası ile tokalaşalım“ dedim. Tokalaşmama sebebimi, “ben, sende hastalık olabileceğini düşünmüyorum ama bende varsa sana bulaştırabilirim” diye açıklamada bulundum.  O da olur dedi ve bir ucundan ben diğer ucundan o tutarak tanıştık. Daha sonra hayvanlar ve doğa üzerine zevkli bir sohbet gerçekleştirdik. Ali yanlış anlamamıştır diye içimden geçirdiğim düşüncelerle, sohbet boyunca hep mahcubiyet yaşadım. Ama ne yapabilirdim? Normal döneme geçtiğimiz bu günlerde dikkat etmemiz gereken şey,  başkalarının sağlığından sorumlu olduğumuzun farkında olmamızdır. Bu günlerde yaptıklarımızla, düşüncelerimiz ve onlara dayalı söylemlerimizle başkalarını hesaba katabilmeliyiz. Hem yeni (sosyal medya), hem eski yazılı ve görsel medyaya baktığımızda, içinde bulunduğumuz toplumu ve başkalarını hesaba katmayan çok davranışlarla karşılaşabiliyoruz. Bunlara şu şekilde örnekler verebiliriz;

Katıldığı bir TV programında bir darbe girişiminde bir yazar "Bizim aile 50 kişiyi götürür. Bu konuda çok donanımlıyız maddi ve manevi olarak. Liderimizin yanındayız ve asla yedirmeyiz bu ülkede, onu söyleyeyim. Ayaklarını denk alsınlar. Bizim sitede hâlâ 3-5 var, benim listem hazır.” sözlerini söylemiştir. Bu sözlerinin toplumda nasıl bir infial oluşturabileceğini düşünemeden gerçekleştirmiş ve daha sonra özür dilemiştir.

Bir siyası partinin il kadın kolları başkanlarından birisinin Sayın Cumhurbaşkanımıza “'Allah çocuklarımın ömründen alsın size versin' demesi ve daha sonra cumhurbaşkanımızın “Haşa, Rabbim inşallah onları gayet iyi bir şekilde yetiştirmeyi sizlere, bizlere nasip etsin" yanıtını vererek yapılan eylemdeki yanlışı düzeltmeye çalışması.

Bir büyükşehir belediye başkanın yönettiği şehri fetheden ve çağların açılıp kapanmasını sağlayan bir tarihi büyük şahsiyetin türbesinde ellerini arkaya bağlı şekilde dolaşması.  Yaklaşık 60 yıl önce yapılan darbe sonucu idam edilen başbakanın uğradığı haksız muameleleri eleştirmeyip, özel hayatı ile hala itibar suikastı yapmaya çalışan gazeteciler. Kendi görev aldığı dönemlerde yapılan her olumlu şeyi kendisine mal edip, yapılan yanlışlıkları ekip arkadaşlarıyla ilişkilendirip onları suçlayan siyasi liderler. Bulunduğu konumun ağırlığını bilmeden yaptığı açıklamalarla yanlış anlaşılmaların önünü açan kurum yöneticileri vb.

Bu gibi davranışlara ve düşüncelere çok örnek verebilirim. Bunlar bir şeyin eksikliğini hissettiriyor insana. Bu tür davranışların hissettirttikleri eksiklik, başkalarını hesaba katmama, empati kurumama, duygularının davranışlarına yön vermesini kontrol edememe gibi durumlardır. Tüm bu eksiklikleri duygusal zeka ile açıklayabiliriz. Duygusal zeka, bireyin kendisini anlayıp ifade edebilmesi, etkileşimde bulunduğu diğer insanları anlayıp onlarla ilişki geliştirebilmesi, diğer insanların his ve duygularını gözlemleyebilmesi, bu eylemlerle elde ettiği bilgiyi düşünce ve eylemlerine rehber olacak şekilde kullanabilme yeteneğidir. Bu yetenek kendimizi bilme, tanıma, duygularımızın farkında olma, yani kendini tanıma bileşeniyle başlar. Kendini tanıma; kendi hakkında irfan sahibi olmayı gerektirir. İrfan; derinlemesine bilmek, tanımak ve ikrar etmek manasına gelmektedir. Kendisi hakkında irfan sahibi olan bireyler, duygularını okur, anlar, duyguların kendisi üzerindeki etkisini tanır. Bu insanlar öz değerlendirme yapar ve yetenekleri konusunda doğru bir bilgiye sahip olur.

Kendini tanıyan insanlar kendisi dışındaki diğerlerinin de kendisi gibi olduğunun farkına varır. Kendisinin dışındaki insanların haklarını bilir, paylaşımda eşitliği savunur. Yunus Emre’nin dediği gibi “Özünü bilen kişinin, yüzünü ak eder bir söz”. Öz bilgisine sahip olmak Özü bilmek, tanımak, kendine doğru yolculuğu gerektirir. Mevlana belirttiği gibi

Ey insan, sen görünüşte maddî varlığınla “küçük bir âlem”sin.

Fakat mânen, gerçek varlığınla, “büyük bir âlem”sin,

Biz, bir alem olarak neyiz? Neye sahibiz? Hangi alanlarda iyiyiz, hangi alanlarda zayıfız? Bilmek, kendimizle ilgili arif olmayı gerektirir. Kendimize sır kalmamalıyız. Kendi sırrımızın farkında olmalıyız.

Geylani’nin dediği gibi;

“Söz ettim evliyaya sırrımdan ve burhanımdan,

Şaşkına döndüler sırrımın sırrından ve ilanımdan.

Kasemden sarhoş oldular; gecelediler şarabımla,

Hayran ve bihoş olarak şühudumdan ve irfanımdan” 

Kendimizi bildikçe tanıdıkça duygusal zekanın gelişimi yolunda ilk adımlarımızı atmaya başlayacağız. Her şey kendini bilme ile başlar. Kendimizi bilme zevklerimizi, ideallerimizi, tutkularımızı, tutumlarımızı, gelişmemiş alanlarımızı, gelişmişliklerimizi, duygularımızı, amaçlarımızı ve ihtiyaçlarımızı bilmemizi sağlar. Bu bilme hali bize zamanla düşüncelerimizin farkında olmayı, duygular, düşünceler ve olaylar arasında inanılmaz ilişkiyi keşfettirecektir. Esirlikten kurtulmamıza, kendimizin patronu olmamıza zemin hazırlayacaktır.   Potansiyelimizin ve yeteneklerimizin farkına vardıkça belki de Geylani’nin aşağıdaki mısralarıyla çevremizdekilere seslenmeye başlayacağız.  

“Ey kutuplar! Gelin, toplanın huzuruma.

Dolaşın meyhanelerimi, girin kapılarımdan.

Dalın denizlerime, çıkarın cevherlerimi,

Derleyin altın, yakut, inci ve mercanlarımdan”

https://twitter.com/ercanylmz28

https://www.instagram.com/ercanylmz28/?hl=tr

 


Yorumlar

  • Osman Beydağ
    05.06.2020 21:14

    Kaleminize sağlık hocam. Ama yukarıdaki eleştirileriniz gerçekse yakında siz de aforoz edebilirsiniz.

Yorum Yaz - Yorumlarınız editör onayından sonra yayınlanacaktır

Bizi Takip Edin

Namaz Vakitleri

KONYA

05.02.2020
İmsak 05:00
Güneş 07:50
Öğle 13:05
İkindi 16:04
Akşam 18:22
Yatsı 19:40