BBN Haber

Serap Taştekin

Osmanlı’nın son kurtuluş reçetesi; Millî iktisat politikası

01.06.2020 00:10

Osmanlı Devleti’nin son dönemlerindeki emperyalist tehdide karşı bulunan kurtuluş reçetesi; “Millî iktisat politikası” oldu. İttihat ve Terakki’nin teoride mükemmel görünen bu politikası, uygulamada sanayinin lokomotifi konumundaki Türk ve Müslüman burjuvazi sınıfı olmadığı için işlemedi

Coronavirüs pandemisi vasıtasıyla ortaya çıkan küresel ekonominin kırılganlığı ve deyim yerindeyse tırnağı olanın başını kaşıdığı günler, “ulusal devlet” kavramının da yeniden güçlenmesine zemin hazırladı. Son günlerde yerli ve millî üretimin artırılması konusundaki çabalar, öncelikle stratejik konularda dışa bağımlılığın sıfıra indirilmesi için yeni politikaların belirlenmesine yönelik başlatılan çalışma, II. Meşrutiyet döneminde bir seferberlik olarak ilan edilen “millî iktisat politikası”nı hatırlatır. Sağlıkta, ekonomide yerli ve millî olma planlarının konuşulduğu günümüzdeki bu yaklaşım, II. Meşrutiyet döneminde bir kurtuluş reçetesi ve “milli iktisat politikası” olarak benimsenmişti. Borçlanma nedeniyle Osmanlı maliyesini ele geçiren, ardından alacaklarını tahsil etme bahanesiyle ülkenin kaynaklarını sömüren Avrupalı devletlerin emperyalist nüfuzu, memleketin hammaddesinin dışarıya akmasına, buna karşın mamullere karşı savunmasız ve muhtaç bir pazar haline gelmesine sebep olmuştu. Demiryolu imtiyazlarıyla beraber maden imtiyazları ve diğer ayrıcalıklar tamamen yabancıların eline geçmiş, üretmeyen ülke tam bir tüketici olarak Avrupa mamullerinin pazarı haline dönüşmüştü.

Çalı süpürgesinden tahta kaşığa kadar…

Üretmeden tüketen memleketin ekonomik çöküşünü özetle ifade etmek, İsmail Cem’in şu satırlarıyla mümkündür: “1838 Ticaret Anlaşması’nı izleyen liberalizm döneminin en çarpıcı sonucu, Avrupa mallarının Osmanlı pazarlarını doldurması, Batı tüccarının Osmanlı memleketine üşüşmesi oldu. Tepeden tırnağa, festen ayakkabıya kadar giyim eşyası çarşı pazarı doldurdu. Batıya benzeme hevesi memleketi açık pazar ve hammadde deposuna dönüştürmüştü. Bu yeni durumun sonucunda, mamul mal alıp, hammadde satmaya dayanan tipik sömürge ticaretimizde görülmemiş bir yükselme oldu: İngiltere ile yapılan ticaret 1840’ta 2.8 milyon sterlin iken, 1856’da 6,3, 1860’ta 11 milyona ulaştı… Dışa satılan hep hammadde oldu, dokuma tezgahları azaldı, yabancılar toprak sahibi haline geldi. Batılılaşma ve onun getirdiği özel teşebbüs hürriyeti, hüsranla sonuçlandı. “Osmanlı Devleti’nin muazzam bir şekilde borçlanması kaçınılmaz oldu ve borçlarını ödeyememesi üzerine başta İngiltere olmak üzere Fransa ve Almanya gibi Avrupalı devletlere, kaynaklarını sunmak zorunda kaldı.

Çare: Millî iktisat

II. Meşrutiyet dönemi ile birlikte çare “Millî iktisat” politikasında bulundu. Teorisi milli birliği, milli ekonomik birlikle kurmaya dayanan bu politikayı İttihat ve Terakki yönetimi benimsedi.

Bu görüşün anlatılması, yerleşmesi ve kuvvetlenmesi için dergiler bile kuruldu, ülkenin önemli yazarları millî iktisat politikasını anlattılar. Ziya Gökalp bir yazısında “Türklere bir millet karakteri kazandırmayı sağlayacak bir Türk kültürünün oluşmasına katkıda bulunacak en önemli etken; milli iktisat politikasıdır” demişti. Yusuf Akçura da Türkler kendi içinden sermayedar bir burjuva sınıfı çıkaramazsa, memur ve köylüden ibaret Osmanlı toplumunun devamlı yaşamasının zor olduğu tespitinde bulunmuştu.

İngiltere’nin tehdidi

Milliyetçilik düşüncesiyle yabancı sermayedarın etkisi azaltılacak, sanayi yatırımlarında yerli ve millî sanayiciler desteklenecekti. İttihatçılar koruyucu bir dış politika uygulayıp, bir yandan da Türkleri ticarete sevk etmeyi planladılar. Yabancılara daha önceden mecburiyetlerden dolayı verilen imtiyazların geri alınmasını sağlayacak kanuni düzenlemeler yapıldıysa da bunda pek başarı sağlanamadı. En küçük bir maden imtiyazını bile Türk imtiyaz sahibine geçirmek isteyen Babıali, karşısında kendi tüccarını koruyan İngiltere’yi, Elviye-i Seyase (Selanik-Manastır-Kosova) bütçe açığı ve Aydın Demiryolu imtiyazı ile tehdit ederken buldu.

Eksik; Türk ve Müslüman burjuvazi

Milli iktisat politikası teoride mükemmel bir reçeteydi. Ülke kendi kaynaklarını kendisi kullanacak ve endüstride güçlendikçe aynı zamanda ilerlemiş Avrupa devletlerinin açık pazarı durumundan kurtulacaktı. 1914 yılında ekonomik ayrıcalıklar kaldırıldı, Düyun-u Umumiye faaliyetleri askıya alındı. Ticari işlemlerde Türkçe kullanılması mecburi kılındı. Yabancı şirketlere denetim arttı, hazinenin faydasını koruyup memleket iktisadına faydası olacak şekilde gümrük yasaları çıkarıldı. Ne var ki teorinin uygulamaya geçmesi için önemli bir eksik vardı; sanayinin lokomotifi olacak Türk ve Müslüman burjuva sınıfı…Bu politika, endüstriyel hammaddeyle ilgili yatırım yapabilen, üreten güçlü bir sanayici sınıfı olmadığı için uygulamaya geçirilemedi. Yerli ve milli üretimin anahtarını “milli iktisat politikası”nda bulan Osmanlı, son dönemlerini elinde reçetesiyle, ama ilacı bulamadan geçirdi…

Milli olan her şey bizimdir” sloganı, Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında da kullanılmıştı. Üstteki fotoğraf her ne kadar bir başka olayın sırasına ait olsa da, millî olana sahip çıkma arzusunun bir ifadesidir.

Tanzimat Fermanı, her ne kadar Batılılaşmanın belgesi olarak gösterilse de, 1856 Islahat Fermanı ile birlikte, can ve mal güvenliği adı altında, yabancıların zaten zayıf durumdaki ekonomiyi ellerine geçirmeye zemin hazırlayan belgeler oldu. Memleket yararına yol bulma görüntüsündeki bu belgeler, hakim zümrelerin çıkarlarını sağlamlaştırdı.

II. Meşrutiyet döneminde millî iktisat politikasını benimseyen İttihat ve Terakki yönetimi, yabancı sermayeye adeta savaş açarak, ekonomik imtiyazları kaldırmayı hedefledi. İttihat ve Terakki’nin bu reçetedeki eksiği, yerli burjuvaziydi…

Üretmeyen Osmanlı’da kısa süre içerisinde çarşı-pazar, çalı süpürgesinden tahta kaşığa kadar yabancı mamulle doldu. Festen ayakkabıya, her türlü ürün dışarıdan ithal edildi.


Yorum Yaz - Yorumlarınız editör onayından sonra yayınlanacaktır

Bizi Takip Edin

Namaz Vakitleri

KONYA

05.02.2020
İmsak 05:00
Güneş 07:50
Öğle 13:05
İkindi 16:04
Akşam 18:22
Yatsı 19:40