BBN Haber

Ahmet Çapanoğlu

Eksik tabure

27.07.2020 00:10

Eksik tabure oyununu bilir misiniz? Ortaya kişilerden bir eksik tabure konur ve insanlar, hareke etmek ve yer kapmak için verilecek komutu beklerler. İşaret verilince hepsinde olanca güçleriyle tabure kapma yarışı başlar. Çünkü tabure kapamayan oyun dışı kalacaktır. Bu son kişiye kadar devam eder. 

Dünyaya yeni gelmiş bebeğin taburesi var mı, hazır mı bilinmez, ama onun rızık taburesi vardır. O gelmeden öyle ya da böyle, eninde veya sonunda o tabure vardır. Bazıları şanslıdır, güzel bir ortama doğmuştur ve çok güzel karşılanır. Ama bazıları da bunun aksine kendine yer bulmak, hayat mücadelesinde yer edinmek için mücadele etmek zorunda kalır. Ama kader onları bir noktaya getirir ki, büyüdükçe ikisi de eşitlenir ve taburesi olan da olmayan da tabure kapma derdinden rekabete başlarlar. Çünkü herkesin kendine yer edinme gayreti ve bir diğerinden bir adım öne çıkma çabası vardır.

Kâinatta herkesin bir taburesi vardır ama nedense insanoğlu dünyada eksik tabure olduğuna inanır ve ihtiyacı olsun veya olmasın tek tabure kalmışçasına gördüğü her tabureye oturabilmek ve yer kapmak için olanca gücüyle başkalarıyla rekabet halindedir sanki. Kendini buna şartlandırır ve hiç gerek yokken başkalarıyla rekabet etmek zorunda hisseder kendini. Bu rekabet genellikle önlenemeyen kavgalara da neden olur, hatta savaşlara doğru da evrilir.

İşte burada ahlak, insanlık ve vicdan ortaya çıkar. Zira ahlak ve insanlık, yer kapmak yerine bir diğerine yer vermeyi önerir. Kadim öğretiler yani insan-ı Kamil olma yolları hep bunları söylerken, insan hep almayı, her şeyi kendine istemeyi düşünür ama “kemâlat” sahipleri vermeyi tavsiye ederler. Maalesef her şeyi kendine isteyen insanların en büyük dertleri, biriktirmek, bir diğerinin önüne geçmek, dünya sevgisi ve geçici olarak konakladığı yeryüzünde kalıcı olduğunu zannetmesinden kaynaklanır.

Peki, insanın bu tabure kapma yarışı ve sevdası nasıl biter ve insanlar nasıl mutlu olur?

İnsanlarla iyi geçinmek, üzmemek ve üzülmemek için ancak bu âlemde “geçici olduğunu” bilmekle mümkündür. Ne geçmişten gelen öfke ne de gelecekte tabure kapma yarışı mutlu edecektir insanı. Tek mutluluk, an’da ki insanca, insanlarla iyi niyet ve paylaşımla yaşamak ve yaşatmak mutluluğudur.

Farkındasınız değil mi? İnsan her an ölmektedir. An yaşar, an ölür ve insan da an be an anla birlikte yaşar ve an’la birlikte ölür. An öyle büyük bir hazinedir ki, onun ne geçmişi vardır ne de geleceği. Yaşadınız yaşadınız, yaşamadınız, tekrarı yok bunun.

Hayvanlar, insanlar ve tabiat her an can vermede, ölmededir, yaşanan an gibi. Peki, ölen an’la birlikte ölüyorsak, öfke, kin ve insanların bu tabure kapma yarışı niye?

Maalesef insanoğlu ölümlü olduğunu bildiği halde diğer insanlarla paylaşım ve geçinememe gibi bir sıkıntısı var. Peki, bu tabure kapma yarışı, kin ve öfkeyi içimizde nasıl yok edebiliriz? Öncelikle insanın şunu bilmesi gerekir ki, insanın ihtiyacından fazlası zehirdir ve onun kendini zehirlediğini bilmesi gerekir. Moda ve tüketim furyası, bu zehrin en büyük etkenidir. Ölümlü olduğunu bilip, söylediğinin son söylediği, yediği lokmanın son yediği lokma olduğunu, daha fazlasını yiyemeyeceğini bilmesiyle başlar. Yani farzet ki ölmek üzeresin ve sözün son söz. Bu durumda sözünün üstüne başka söz söyleyemeyeceksin. O yüzden kırmadan, üzmeden, hırsa kapılmadan fani olduğunu düşünüp telafisi olmayan son söz gibi söylemen gerekir, ne söyleyeceksen. Zehirlenmemek için yediğin lokmanın son lokma olduğunu düşünerek stok yapma düşüncesinden vazgeçeceksin.

Şimdi bir düşün! Sen fanisin de tabure kapma derdinde olan, yarıştığın insanlar baki mi? Hayır, onlar da senin gibi fani, yani onlarda senin gibi ölümlü. O halde şunu da düşün! Onların hakkında hüküm verirken biraz insaf dairesine al kendini. Sanki onlar ölmüş de, onların arkasından konuşuyormuşsun gibi düşün. Bunun kime ne faydası var? Bilirsin ki, kör ölür, badem gözlü olur ve değerlenir. Neden ölmeden badem gözlü ve değerli olmasın? Neden yaşarken paylaşım ve değer verme olmasın? Farkında mısın? O saatten sonra onunla rekabetin kalmayacak, düşmanlık beslemeyeceksin, rakip olmaktan çıkacak. Bunu idrak edebiliyorsan, ölmeden önce ölürsün, toprak gibi olursun, onlar da ölmeden onlara karşı kinini, nefretini, rekabetini öldürürsün ve gerçek huzuru yakalamış olursun.

Peki, “onlar hâlâ yaşıyor, neden ölmüş gibi davranayım?” diyebilirsin. Aslında ölü gibi düşünmen, senin için bir ödüldür. Çünkü gerçek huzur yarışta ve rekabette değil, hüsnüzandadır, paylaşımdadır. Gerçek huzur, kin ve öfke duymadan içindeki kötü duyguları yok ederek, başkalarıyla kafanı meşgul etmek yerine, kendini düşünerek mutlu ve huzurlu olmandadır.


Yorum Yaz - Yorumlarınız editör onayından sonra yayınlanacaktır

Bizi Takip Edin

Namaz Vakitleri

KONYA

05.02.2020
İmsak 05:00
Güneş 07:50
Öğle 13:05
İkindi 16:04
Akşam 18:22
Yatsı 19:40

Altın & Döviz