BBN Haber

Prof. Dr. Ercan Yılmaz

Doğru müzakere yapamayan bir toplum olduk

08.07.2020 00:10

Giderek birbirimizi anlamaz hale geldik. Belki de birbirimizi anlamak istemiyoruz çünkü anlamaya çalışmak çaba gerektirir. Bu çaba içerisine girmektense konfor alanımızı bozmadan mevzilendiğimiz alandan başkalarını suçlamak, itmek, sövmek, yalnızlaştırmak, yok saymak, ötekileştirmek daha kolay olsa gerek. Görünen o ki binlerce yıl geçmişe sahip, onlarca millete yurtluk yapmış ve farklı kültürlerin en güzel harmonisini gösteren bu toprakları birbirimize vatan yapmamaya istekliyiz. Birbirimiz yok sayma hastalığına kapılmış, tabiri caizse zıvanadan çıkmış gibiyiz.

Şöyle bir Türkiye hayal edelim:

-İnsanların kendi düşüncelerini başkasına dayatmadığı,

-Farklılıkların zenginlik olarak görüldüğü ve onlara yaşam alanlarının sağlandığı,

-Devletin, ele geçirilmesi gereken bir aygıt değil bir hizmet aracı olarak algılandığı,

-Devleti yönetenlerin, farklılıkları kendilerine benzetmeye çalışmadığı,

-İnsanları benzeşik hale getirmenin değil kendi doğaları gereği farklılaştırmaya zemin hazırlamanın önemli olduğu,

-İnsanların kendi doğrularını tek doğru olarak görmediği, insan sayısı kadar doğruların olabileceğinin kabul edildiği,

-Sahip olunanların herkese yetebildiği düşüncesinin yaygınlaştığı,

-İnsanların sahip olduğu ideolojilerinin kendilerini görmezlik, yok sayma hastalıklarına maruz bırakmadığı,

-Jakobenizm hastalığının yok olduğu.

Belki bu satırları okurken bile mevzilendiğiniz ideolojik siperden bana yaftalamalar, isim takmacalar, belli şablonlara koymacalar gibi eylemler içerisinde olabilirsiniz.   Yukarıda maddeler halinde sıraladığım niteliklere sahip bir Türkiye neden mümkün olmasın? Mümkün olabilir mi? Bence olabilir. Nasıl mı? Doğru müzakereler yapabilmekle. Niçin mi müzakere yapacağız?  Herkesin kendi olma hali ile mutlu bir şekilde yaşayabildiği bir Türkiye için. Temel problemlerimize tüm tarafların kazançlı bir şekilde çözüm yolları bulabilmesi için. Belli çözüm yollarının dayatılmadığı, dayatılacaksa da ikna edilerek uygulamaya geçirilmesi için müzakere yapacağız.

Müzakere; bir durum veya problem hakkında farklı fikirlere sahip tarafların, görüş alışverişinde bulunarak tüm tarafların memnun kaldığı ortak çözüme erişebilmesi ya da herhangi bir ortak çözüme varılamamasıdır. Önemli olan nokta ortaya konan problemlerimizde, problemin taraflarının kendi çözüm yollarını birbirlerine dayatmamasıdır. Problemin taraflarını yok sayıp, onların kaygılarını öğrenmeden, onlara sunulan çözüm yollarından nasıl etkilenebileceklerini anlamadan dayatmalarda bulunursak uzun vadede bütün taraflar kaybeden olacaktır.

Müzakereler farklı biçimlerde tezahür etmektedir. Ülkemizde daha çok başvurulan müzakere biçimi sert müzakeredir. Bu müzakere biçiminde süreç, taraflardan birinin kaybetmesi üzerine kurulur. Taraflar birbirinin zayıf yönünü gündeme getirir, birbirlerine güvenmezler. Taraflar, kendi çıkarlarının peşinde olur ve onu korumaya çalışır. Güçlü, daima kazanır ve avantajlı çıkar. Aşağıda sıraladığım çok sık duyduğumuz ve söylediğimiz cümleler bu müzakere tipinin bir yansımasıdır sanki:

Başörtülüler İran’a!

Komünistler Rusya’ya!

Ülkücüler, Altay Dağlarına!

Kemalistler İngiltere’ye!

Kürtler Kuzey Irak’a!

Aşırı dindarlar Arabistan’a!

Liberaller ABD’ye!

Peki, böyle düşündükçe vatan dediğimiz bu topraklarda kimler yaşayacak? Ebedi düşmanlarımız mı? Birliğimizi, beraberliğimizi bozanlar mı? Bu müzakere yaklaşımı; nepotizmi (kayırmacılık), yolsuzluğu, liyakatsizliği, hukuksuzluğu doğurmaz mı? Bu hastalıklı yaklaşımları meşru yapmaz mı? Kazananın yanında olmak için riyakarlığı, ondan gözükmeciliği, sahte taraftarlığı, celladına aşık olmayı artırmaz mı?  Müzakere yaklaşımımızı değiştirmedikçe düşmanı hep dışarıda arayacağız. Problemlerimizin çözümünde ve bazı konular kapsamındaki uygulamalarımızda “tarafların birisinin kazandığı, diğerlerinin kaybettiği müzakere yaklaşımını” düşman görmedikçe, onunla mücadele etmedikçe esas düşmanlarımıza karşı doğru savunma hatları oluşturamayacağız.

Her güzel şeyin belli taraftarlarca sahiplenildiği gibi “Hayat Bayram Olsa” şarkısını da solcular sahiplenmişti. Onlar bu şarkıyı dinledikçe, söyledikçe kendi dünya görüşlerine uygun bir dünyanın özlemini ve motivasyonunu hissediyorlardı mutlaka. Hayat Bayram Olsa şarkısını şimdi birçoğumuz severek dinliyoruz. Şenay gibi böyle bir dünyanın özlemini hepimiz duyuyoruz zannımca.

Hayat Bayram Olsa

Şu dünyadaki en mutlu kişi mutluluk verendir

Şu dünyadaki sevilen kişi sevmeyi bilendir

Şu dünyadaki en güçlü kişi güçlükten gelendir

Şu dünyadaki en bilgin kişi kendini bilendir

***

Bütün dünya buna inansa

Bir inansa, hayat bayram olsa

İnsanlar el ele tutuşsa

Birlik olsa

Uzansak sonsuza

***

Bütün dünya buna inansa

Bir inansa, hayat bayram olsa

İnsanlar el ele tutuşsa

Birlik olsa

Uzansak sonsuza

***

Şu dünyadaki en olgun kişi acıya gülendir

Şu dünyadaki en soylu kişi insafa gelendir

Şu dünyadaki en zengin kişi gönül fethedendir

Şu dünyadaki en üstün kişi insanı sevendir

***

Bütün dünya buna inansa

Bir inansa, hayat bayram olsa

İnsanlar el ele tutuşsa

Birlik olsa

Uzansak sonsuza

 

Şenay’ın özlemini duyduğu böyle bir dünya hiç kurulmadı. Belki de hiç kurulmayacak. Kin, Kan, Kazanç (3K)  üzerinde kurulmuş bir dünya var sanki. O halde biz kurmaya çalışalım. İnsanlar hayalleri için yaşar. Bizi bu hayaller ayakta tutar. Bu hayaller bizi motive eder. Bu hayaller sayesinde hayat, bizi peşinden sürükler.

Belki hayatı bayram yapamayacağız ama rahat nefes alabildiğimiz bir yer yapabiliriz. Nasıl mı? Elbette doğru müzakere yapabildiğimiz oranda. Doğru müzakerede herkes belli oranda kazanabilir. Herkes bir mantık çerçevesinde ikna olabilir. Herkes belli bir oranda isteklerine kavuşabilir. Bunları gerçekleştirebilecek müzakere, dört temel üzerine kurulur. Bunlar:  insan, menfaatler, seçenekler ve kriterlerdir.

İlk önce, müzakere ettiğimiz konu ile insanları birbirinden ayırt edebilmeyi bileceğiz. Önemli olan sorun veya konudur. Bir sorunu çözmeye, bir konu ile mücadele etmeye çalışırken birbirimizin kişisel özelliklerine, tutumlarına ve davranışlarına değil konuya, soruna odaklanabilmeliyiz. Birbirimize olan duygularımız ağır bastıkça soruna odaklanamayacağız. Bu durumda da kişisel husumetler, duygular, çekememezlikler bizi başka bir kulvara yönlendirecektir.

Herkesin; “İlla benim dediğim olacak!” yaklaşımından kurtulup biraz da olsa başkalarının menfaatlerini korumaya çalışması, onları düşünebilmesi, herkesin çıkarının belli oranda karşılanabildiği bir tutum içinde olması gerekir. Başkalarının haklarını korumak, düşünmek, etkili müzakerenin ikinci bileşenidir.

Müzakerede sorunun çözümüne veya konuya yönelik seçenekler oluşturabilmek, seçeneklerimizi bir mantık çerçevesinde sunabilmek, başkalarının kaygılarını da anlayarak seçeneklerimizi dile getirebilmek elzemdir. Tabii, burada başkalarının sorun olarak gördüğü şeyi sorun olarak görmemek hastalığından kurtulmalıyız. Anonim bir söz vardır: “Sorun yoksa sorun vardır.” Başkalarının sorun diye hissettiği alanlara karşı daha fazla duyarlı olabiliriz.

Müzakerenin en sonunda soruna veya konuya yönelik makul ve herkesin menfaatlerinin belli oranda karşılandığı, kaygılarının giderildiği bir çözüm veya uygulama oluşturabilmeliyiz. Oluşturduğumuz uygulamaların içinde belli kriterleri hayata sokabilmeliyiz.

Sorunları kişilerden ayırabildikçe, başkalarının ve kendimizin beklentilerini karşılayabilecek seçenekler oluşturabildikçe, ilke ve kriterler bazlı uygulamalar geliştirdikçe yarınki söylemlerimizin karşılığı olabilir.

 

https://twitter.com/ercanylmz28

https://www.instagram.com/ercanylmz28/?hl=tr


Yorumlar

  • Halil Birdem
    08.07.2020 15:40

    Değerli saygıdeger hocam yüreginize elinize saglik çok dogru bir tespit.Maalesef insanlar olarak yasadigimiz cevreyi bir dusundugumuzde tamamen dogru. İnsanlarda sendikaciliğın particiligim bile farkli olmasi dogru düsunceleri bile benimsenemez olmuş.Keşke dedigimiz gibi hayat bayram olsa umarım dogru anlamayi ogrenir gelecek hayatımızı bayram ederiz.Saygılarimla...

    ERCAN YILMAZ
    09.07.2020 01:39

    teşekkürler gelecek tüm insanlık için bayram olur

  • Hulusi KÜÇÜKKALAYCI
    08.07.2020 10:53

    “Yetkin halk yoktur, bilge kral vardır.” Anlayışından bir an önce vazgeçilmelidir. İstişare mekanizmaları etkin bir şekilde yönetim kademelerine dahil edilmelidir. Demokrasi ve fikir hürriyeti üzerindeki baskı durumu oluşturacak uygulamalardan vazgeçilmelidir. Koşulsuz sevmeyi ve ortak değerler üzerinden kaynaşmanın, birleşmenin önü açılmalıdır. Bunun için sağlam bir iktidar ve mutedil bir muhalefete ihtiyaç vardır.

    ERCAN YILMAZ
    09.07.2020 01:38

    teşekkürler nitelikli yorumlarınız için

  • mustafa yılmaz
    08.07.2020 09:36

    saygıderger hocam, yazınızi çok iştenlikle okudum ve çok güzel ve metni ana başlığı evet hayat hepimiz icin bayram olsa çok güzel ayrimciklik yok hep eşitlik var metnin iki güçlü evet daima kazanır başörtülü irana ülkücü ler altaya komonistler rusyay liberaller abd ye ama burda muźakerede hepimiz kardeş olsak ta bu ülke de yaşasak bu ülke hepimize yeter.

    Ercan YILMAZ
    08.07.2020 11:07

    katkılarınız ve yorumlariniz için çok teşekkürler

Yorum Yaz - Yorumlarınız editör onayından sonra yayınlanacaktır

Bizi Takip Edin

Namaz Vakitleri

KONYA

05.02.2020
İmsak 05:00
Güneş 07:50
Öğle 13:05
İkindi 16:04
Akşam 18:22
Yatsı 19:40