BBN Haber
11.10.2020 23:50

Ermenistan’ın amacı ne?

Prof. Dr. Orhan Gökce, “Ermenistan’ın gerçek amacı ne, neden Türkiye’yi sürekli sürecin içine çekmeye ve saldıran tarafta göstermeye çalışıyor, bunun arkasında kim var?” sorularını  BBN Haber okurları için cevapladı
Ermenistan’ın amacı ne?

Çok uzun süredir hükümet ile toplumun arasına açmak, hükümetin toplum nezdindeki desteğinin azaltılması için içeriden ve dışarıdan çok yoğun saldırı olduğunu hepimiz biliyoruz. Bazıları bunu “komplo teorisi” olarak, bazıları da “hükümetin kendi başarısızlığını kamufle etmek için kullandığı bir söylem” olarak nitelendiriyor. Son dönemde Azerbaycan’ın Ermenistan tarafından haksız yere işgal altında tuttuğu Dağlık Karabağ’ı geri almak için Ermenistan’ın saldırıları sonucu başlattığı askeri operasyon ile birlikte Türkiye açıktan ve doğrudan Azerbaycan’ın yanında olduğunu vurgulayan Türkiye’ye karşı Ermenistan her vesileyle uluslararası kamuoyuna sayın Cumhurbaşkanımıza ve Türkiye’ye karşı kışkırtmaya çalışıyor. Ermenistan Başbakanı, süreci “mazlum” Ermenistan ve “saldırgan” Türkiye gerilimi senaryosuna oturtarak ABD, Fransa ve Rusya’dan destek istemektedir. Ermenistan’ın gerçek amacı ne, neden Türkiye’yi sürekli sürecin içine çekmeye ve saldıran tarafta göstermeye çalışıyor, bunun arkasında kim var? Bu ve benzeri sorulara yönelik Selçuk Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Orhan Gökce’nin görüşüne başvurduk.

Sayın hocam,  Sayın hocam, hoş geldiniz. Covid-19 konusunda önceki haftalarda gerçekleştirdiğimiz söyleyişimizin ardından bu kez de bizi kırmadığınız için teşekkür ederim. Aslında sizinle siyaset dünyasındaki gelişmeleri konuşmak istiyordum ama ana gündemi, Azerbaycan-Ermenistan çatışmasının meşgul etmesi üzerine bugün sizinle bu konu hakkında görüşmek istedim.

Sayın hocam, Azerbaycan-Ermenistan çatışması konusunda ne düşünüyorsunuz?

-Ermenistan 30 yıldır uluslararası antlaşmaları da hiç sayarak Azerbaycan’ın bir parçası olan Dağlık Karabağı işgal altında tutmaktadır. Yıllardır da kendi çeteleriyle vur-kaç taktiği ile Karbağ’daki Türk ve Müslüman kardeşlerimizi rahatsız etmektedir. Yine böyle bir girişimi sonrası Azerbaycan askeri bir operasyon başlatmış olup işgal altındaki topraklar kurtarılıncaya kadar da harekatı devam ettirmekte kararlı görünüyor. Zaten Türkiye’nin desteği ile de adım adım zafere gitmektedir. Türkiye’de tarihsel misyonu gereğince Azerbaycan’ı bu haklı davasında tüm imkanlarıyla desteklemek zorundadır. Eleştirilere fazla kulak asmamak gerekir.

Ermenistan’ın Azerbaycan’a saldırması zamanlaması açısından oldukça ilginç. Türkiye-Yunanistan arasında yaşanan Doğu Akdeniz gerilimi sürecine denk gelen bir zaman diliminde Ermenistan Azerbaycan’a saldırıyor. Bunun arkasında ne olabilir? Ermenistan’ı kışkırtan kim, hangi devletler?

-Yunanistan’ı kışkırtan Fransa’nın burada da devrede olduğunu görüyoruz. Bunun yanında ABD de var hiç kuşkusuz. ABD, Türkiye’yi ve Rusya’yı zayıflatmak ve kuşatmak amacıyla Ermenistan kartını sahaya sürmüş gözüküyor. ABD’nin çok uzun süredir Türkiye’yi kuşatmak için uğraştığını biliyoruz. Yıllardır bu konuda siyasi olsun, ekonomik olsun, PKK olsun çok çeşitli araçları kullandığını biliyoruz. Tüm bu araçlardan sonuç alamayınca FETÖ darbe girişimini teşvik etti. Bundan da sonuç alamayan ABD ve NATO müttefikleri bu kez de DEAŞ ve PYD’yi devreye soktu. Bu halkaya en son Yunanistan ve Ermenistan eklendi. Dikkat ederseniz, Ermenistan Başbakanı da Cumhurbaşkanı da Türkiye’nin durdurulmasını istiyor. Savaşan taraf Türkiye değil, taraflar Azerbaycan ve Ermenistan. Türkiye sadece Azerbaycan’a haklı davasında manevi destek veriyor ve gerekirse lojistik destek sağlayacağını da açıktan beyan ediyor. Yani Türkiye sadece söylemsel bazda aktif. Bu dahi, Türkiye’yi sürece dahil etmek ve Türkiye’yi ABD ve Batı’nın radarına oturtmak için yeterli. Çünkü zaten ABD ve Fransa’nın Ermenistan’ı çatışmaya teşvik etmelerinin de asıl nedeni bu.

Azerbaycan ile Ermenistan arasında Cuma gecesi, Cumartesi saat 12.00’den geçerli olmak üzere ateşkes anlaşması imzalandı.  Ancak son gelen haberler Ermenistan’ın ateşkesi ihlal ettiği yönünde. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Ateşkes anlaşması, hiç kuşkusuz şimdilik Ermenistan’ın lehine olan bir durum gibi gözüküyor. Ermenistan bu sayede ordusunu yeniden toparlayacak, lojistik destek sağlayacak, kısaca zaman kazanacak. Azerbaycan’ın da ateşkes yapmaması durumunda uluslararası yaptırma maruz kalma tehdidi ile karşı karşıyaydı. Bu açıdan Azerbaycan barışa bir fırsat tanıdı. Türkiye de destekliyor. Ama Azerbaycan kazanımlarından taviz vermemeli, sahada kazandığını masada kaybetmemelidir.  Ermenistan’ın ateşkesi ihlal etmesi uluslararası arenada  Azerbaycan’ın elini güçlendirir. Zira Azerbaycan’ın barış için göstermiş olduğu özveri karşılık bulmadı. Bulmayacağı da belliydi. Ermenistan, burada da Azerbaycan’a tuzak kurma peşindeydi anlaşılan. Biz ateşkes istedik, barış istedik ama Azerbaycan Türkiye’yi de arkasına alarak saldırgan politikasından vazgeçmiyor algısını oluşturmak istedi. Bu emeli de elinde patladı. Artık bu saatten sonra Dağlık Karabağ’ı işgalden kurtarmak, bölgeyi özgürlüğe kavuşturmak için hızlı davranmak zorundadır.

ABD’nin Türkiye ile derdi ne? Neden Türkiye’yi zayıflatmak ve çevrelemek istiyor?

-ABD, her ne pahasına olursa olsun küresel hegemonyasını, Sovyetler Birliğinin çöküşü ile birlikte kurduğu ve sâhibi olduğu dünya hegemonyasını idâme ettirmek istiyor. Bu amacı doğrultusunda da Türkiye’nin de içinde bulunduğu coğrafyayı, Akdeniz, Ege ve Ortadoğu’ya, Balkanları, Kafkasları hakimiyeti altına almak; bu çerçevede Türkiye’yi kuşatmak,  aynı zamanda Rusya’yı çevrelemek ve AB’nin başat gücü olan ve Rusya’ya yakınlaşan Almanya’nın gücünü kırmak istemektedir. Bunun için de tetikçilere ihtiyacı vardır. PYD/PKK, DEAŞ, FETÖ, Yunanistan ve şimdi de Ermenistan bu görevi üstlenmiş gözükmektedir.

ABD’nin Türkiye ile sıkıntısının temel nedeni, sayın Cumhurbaşkanımızın ve Türkiye’nin masa başında kendisine biçilen ve oynaması istenen rolü kabul etmemesinden ve dolayısıyla bağımsız, kendi çıkarlarını önceleyen bir yaklaşım benimsemesidir. ABD’nin Ortadoğu’yu, Kuzey Afrika’yı, Kafkasları, Balkanları yeniden yapılandırma isteği ve hedefi 90’lı yıllarda formüle edilmişti. Yani Sovyetlerin çökmesi; Berlin duvarının yıkılması sonrası. Bilindiği üzere, 1945-1989 arası ABD’nin ve Batı’nın ötekisi ve düşmanı Sovyetler Birliği idi, yani düşman ideoloji temelinde tanımlanmıştı. İki kutuplu dünyadan tek kutuplu dünyaya geçiş ve ABD’nin dünyada tek hegemonik güç olması ile birlikte ABD’nin ve Batı’nın ötekisi, düşmanı değişti. Düşman artık tekrar ideolojiden kimliğe, kültürel boyuta da medeniyetler temeline taşındı. Yani çatışma alanı ideolojiden medeniyet alanına taşınarak komünizm yerine İslam monte edildi. İslam’ın ABD’nin ve Batı’nın düşman etkisi olarak dolaşıma sokumu kolaydı. Zaten İslam ile ilgili olumsuz imaj Ortaçağ’dan bu yana mevcuttu. Bu dönemde sadece güncellenmesi ve çeşitli olaylarla ilişkilendirerek sürekli gündemde tutulması gerekirdi. 11 Eylül bunun için biçilmiş bir kaftandı. Hatta 11 Eylül olaylarını ABD’nin engellemediği iddiası da var.

ABD-Türkiye ilişkileri son yıllarda inişli çıkışlı bir seyir izlese de resmi söylemde Türkiye, ABD’nin stratejik ortağıdır, NATO üyesidir ve AB ile, şu anda soğumaya bırakılmış ise de, üyelik müzakereleri süreci içindedir. Haliyle ABD’nin Türkiye’yi kuşatma senaryosu bir ikilem oluşturmuyor mu? Bunu nasıl açıklarsınız.

-ABD-Türkiye ilişkileri, ABD’nin Irak harekatından, yani 2003 yılından bu yana gergin ve inişli-çıkışlı bir seyir izliyor. İlişkiler, karşılıklı güvensizlik içerisinde yürüyor. Bunun da nedeni, ABD’nin önce Afganistan ardından da Irak harekatı ile hayata geçirmeye başladığı BOP projesine Türkiye’nin Irak harekatına destek vermeyerek katılmamış olmasıdır. BOP projesi Türkiye’nin de dönüştürülmesi ve parçalanmasını öngörmektedir. ABD’nin bugün Suriye’de kurmaya çalıştığı PYD/PKK devleti, bu projenin bir parçasıdır. Eğer Türkiye, BOP projesine katılmış olsaydı, Doğu ve Güneydoğu ABD askerlerinin istilası altında olacak ve Türkiye’den koparılacaktı. Son günlerde tutuklamalar ile yeniden gündeme gelen Kobani olaylarının amacı da tam buydu. ABD, 2003 yılında askerleri ile birlikte giremediği ve Türkiye’den koparamadığı Doğu ve Güneydoğu’yu yıllar sonra PKK ile gerçekleştirmeyi denedi. Milletimiz, tutuklamalar altı yıl sonra geldi, bu siyasi bir amaç taşıyor gibi gerçek dışı söylemlerle manipüle edilmeye çalışılıyor. Hepimizin çok dikkatli ve hassas olması ve bu tuzağa düşmemesi gerekiyor.

BOP ya da Büyük Ortadoğu projesi askıya alınmadı mı? Sanki kamuoyunda böyle bir algı var.

-ABD, bu projeden ve bu proje kapsamında öngördüğü hedeflerinden asla vazgeçmedi, vazgeçmezde. Vazgeçmesi demek, tek güç olma amacını bırakması demektir. Bu nedenle BOP, başta Türkiye olmak üzere bu coğrafyadaki bazı devletleri açıktan karşısına almamak için çok uzun süredir gündeme gelmiyor ve getirilmiyor. Ama bu dediğim gibi, ABD’nin küresel manada BOP kapsamında öngördüğü hedeflerini hayata geçirmek için yürüttüğü siyasetten hiç geri adım atmadan ilerliyor. ABD’nin iç politikada yaşadığı kargaşa bizleri yanıltmasın.

Sayın Cumhurbaşkanımıza karşı çok uzun süredir bir itibarsızlaştırma kampanyası yürütülüyor ve aynı zamanda Türkiye’ye yönelik de bir zayıflatma ve kuşatma stratejisi izleniyor. Bu girişimler BOP ve sayın Cumhurbaşkanımızın bağımsız bir Türkiye tasavvurundan taviz vermemesi ile ilgili anlaşılan. Öyle mi?

-Evet haklısınız. Baskı politikası ABD’nin başka amaçları ve hedefleri dışında BOP kapsamında bu bölgeyi yeniden yapılandırma isteğinden kaynaklı öncelikle.  Sizin de ifade ettiğiniz gibi uluslararası kamuoyu çok ama çok uzun süredir Sayın Cumhurbaşkanımıza saldırıyor ve onu itibarsızlaştırmaya çalışıyor. Ama bir türlü başarılı olamıyorlar. Bunun da iki temel nedeni var. Bunlardan ilki Sayın Cumhurbaşkanımızın güçlü bir siyasi kişiliğe sahip olması ve siyaseti kendi kurallarına göre yürütmesidir. Diğer bir neden de, toplumun sayın Cumhurbaşkanımıza güven ve desteğidir. Dış kamuoyu, bu desteğin azalması için sürekli girişimlerde bulunuyor ama her seferinde sükut-u hayale uğruyor. Bu da onları çıldırtıyor. Sizin de bildiğiniz gibi AB ülkelerinin büyük çoğunluğu Türkiye’ye turist gelmesin diye bir dizi önlem aldı ve buna bağlı olarak da gelen turist sayısında ciddi bir azalma oldu. Buradaki amaç, Türkiye’nin pandemi sürecinde ekonomik krize maruz kalması, yönetmekte zorlanması ve hükümetin destek kaybederek erken seçime gitme zorunda kalmasıydı. Bunu da başaramadılar, başaramayacaklar da.

Sayın Cumhurbaşkanımızdan ve Türkiye’den korkularının kaynağı ne?

-Dünyada korkulan milletlerin başında Türkler gelmektedir. İslam medeniyetinin yegane temsilcisi de hep Türkler olmuştur. Arapların durumu ortada. Katar dışında hemen hemen hepsi Türkiye’nin can düşmanı İsrail ile işbirliği yapmaya ve Türkiye’ye yönelik saldırılarda rol almak için sıraya girmiş durumda. ABD’nin İsral’i merkeze alan politikası Katar dışında Arap dünyasında başarılı oldu bence. Hepsi İsrail ile yakın işbirliği içine girdi. Sadece Türkiye ve İran bu politikalara karşı duruş sergiledi. Bu nedenle de ABD’nin asıl amacı, Türkiye ve İran’ı zayıflatarak kendine bağımlı hale getirmek. İran’ı epey zayıflattı ama henüz diz çökerttiremedi. Bu açıdan İran, Türkiye’ye yönelik amacını açıktan uygulamasının önünde bir engel olarak duruyor.  Bu nedenle Türkiye’ye yönelik daha çok faaliyetlerini terör örgütleri, yerel işbirlikçileri üzerinden örtülü yürütüyor. ABD’nin, Ermenistan üzerinden de Türkiye-Rusya-İran işbirliğinin parçalanmasına oynadığı çok açık. İran, Türkiye-Azerbaycan işbirliğinden çok rahatsız olduğu için Ermenistan’a lojistik destek veriyor. Rusya da aslında rahatsız ama bu süreçten kendine bağlı bir yönetim ortaya çıkar beklentisi ile şimdilik sessiz kalıyor. Sözü fazla uzatmadan, ABD’nin ve Batı’nın ötekisi, düşmanı Türkiye’dir. Çünkü ABD ve Batı’ya tek meydan okuyan ve okuyacak güç Türkiye’dir. Sayın Cumhurbaşkanımızın Türkiye bölgesinde olup bitenlere seyirci kalmayacak, yeni oluşumlara izin vermeyecek yönündeki söylem ve politikaları ve en önemlisi de İsrail’e meydan okuması Türkiye’yi mücadele edilecek, dönüştürülecek ve bu açıdan kuşatılacak ülkelerin ilk sıralarına oturtmuştur. Yani Türkiye, onlar açısından “bağlantısız” ve “söz dinlemez”dir. ABD’nin Türkiye’yi AB üyelik süreci üzerinden bağlantılı ve tehdit olmaktan çıkarma girişimi AB’nin vizyonsuz liderlerince başarısızlığa mahkum olmuş ve sayın Cumhurbaşkanımızın keskin öngörüsü sayesinde Türkiye’nin bu süreçten uzaklaşmayı bilmiştir.   Ayrıca bölgesel güç olmak için çok ciddi yatırımlar ve politikalar devreye sokmaktadır. ABD’nin Afganistan, Irak, Suriye, İran, Filistin, Güney Kıbrıs, Mısır politikalarına sürekli itiraz etmekte ve zorluklar çıkararak uygulanmasını engellemektedir.  Kısaca Türkiye başta ABD’nin Doğu Akdeniz açılımı olmak üzere Ortadoğu’ya, Balkanlar’a, Kafkasya’ya yönelik tüm siyasi hedeflerini tehdit etmektedir. Bu nedenle de Türkiye’nin bölgesel güç olmasını tamamlamadan önünün kesilmesi gerekir. FETÖ darbe girişimi ve diğer saldırıların da yegane amacı buydu ve bundan sonra da bu saldırılar azalmayacak hatta aratarak devam edecektir. FETÖ, devletimiz ve toplumumuz açısından çok büyük bir tehdittir. FETÖcüler yeniden kaybettikleri mevzileri kazanmak için kamu kurum ve kuruluşlarında örgütlenmelerine hız vermişlerdir.  Bunun önüne geçilmesi için tüm yöneticiler ve sade-sıradan vatandaşlar olarak bizler bunun bilincinde olarak hareket etmeliyiz ve de etmek zorundayız.  

Türkiye’ye karşı yürütülen çevreleme politikası bildiğimiz savaş formatının dışında yürütülüyor sanki. Bir bakıyorsunuz stratejik ortak bildiğiniz ülke sizi ekonomik açıdan zora sokmaya, terör örgütlerini destekleyerek sizi zayıflatmaya ya da siber saldırılar ile sistemi kilitlemeye çalışıyor. Günümüzde çok sık karşılaşılan bu mücadele yöntemi ile ilgili çok sık hibrit savaş teriminin kullanıldığını görüyoruz. Bu konuda biraz bilgi verir misiniz?

-Evet günümüzde savaşlar artık bildiğimiz formda yapılmıyor. Daha çok hibrit savaş ve onun da bir parçası olan vekalet savaşları şeklinde yürütülüyor. Bu açıdan da tehdidin ve tehlikenin nerden geldiğini bazen ilk anda görüp önlem almak kolay olmuyor. Türkiye şu anda kelimenin tam anlamıyla hibrit savaş ile karşı karşıya. Ama Türkiye çok uzun süredir buna maruz kaldığı için artık geri püskürtme konusunda da oldukça uzmanlaştı. ABD ve Batı’nın stratejilerinde başarısız olmalarının esas nedeni de Türkiye’nin artık hiçbir ülkeye tam olarak güvenmemesi ve sürekli teyakkuz halinde olmasıdır. Türkiye yönelik 2010 yılından bu yana uygulanan hibrit savaşa maruz kalmaktadır. Hibrit savaş aynı anda şu üç farklı cephede yürütülen faaliyetleri kapsamaktadır. Bunlar: Konvansiyonel savaş alanlarında; Hedef/Saldırılan ülkenin kamuoyunda ve halkında; Saldıran ülkenin kendi kamuoyunda ve halkında ile uluslararası kamuoyunda. Hibrit savaşın daha çok toplumda kazanıldığı düşüncesi yaygındır. Bu nedenle de hibrit savaş araçları, hem müdahale edilen bölge halkının direnç göstermesini engellemek ve ordu mensuplarının moralini bozarak cesaretlerini kırmak, hem de müdahale eden ülkenin kendi halkında oluşacak olası direncin önüne geçerek desteği arttırmak için algı oluşturma amaçlı uygulanır. Hibrit savaşın araçlarına gelince; Politik ve diplomatik önlemler/kamu diplomasisi; Ekonomik müdahale ve sosyal önlemler; Konvansiyonel/askeri önlemler (tatbikat, asker sevkiyatı vb.); Medya aracılığıyla Propaganda/Algı operasyonları; Terörizm (vekalet savaşları); Siber saldırılar; Gerilla Taktikleri; Gizli servis operasyonları;  Devlet karşıtı STK ya da benzeri grupların desteklenmesi. Bu araçlar arasında hedef devletteki/ülkedeki sivil unsurlar (muhalifler, gizlice sokulan sivil görünümlü askerler, istihbarat ajanları, STKlar) ve o ülkedeki mevcut algı yöneticileri, terör örgütleri hibrit operasyonların başarıya ulaşmasında kilit önemdedir.Girişte bazı kesimlerin “Türkiye’de yöneticilerin kendi başarısızlıklarını gizlemek için sürekli bir dış güçlerden bahsettiğini” dile getirdiğinden söz etmiştiniz. Açıklamalar, bu eleştirinin çok da geçerli olmadığını söylüyor. Tabii ki yaşadığımız sorunlarda kendi payımız da var. Hep başkası sorumlu olamaz. Ama Türkiye, açıklamaya çalıştığım saldırılar karşısında gerçekten iyi ayakta duruyor. Bunda da sayın Cumhurbaşkanımızın başat aktör olduğunu bir kez daha belirtelim.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron son dönemlerde Sayın Cumhurbaşkanımız ve İslam hakkında haddini aşan söylemlerde bulunuyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Fransa Cumhurbaşkanının hadsizliğin daniskası olan açıklamasını unuttunuz herhalde. Hatırlayacağınız gibi, Macron ve avanesinin derdinin, “Türk milleti ile değil, Erdoğan’la” olduğunu söylemiş ve ilaveten de “Biz Avrupalılar olarak Erdoğan'ın Türkiyesi'ne karşı güçlü olmalıyız" demişti. Macron neden böyle bir açıklama yapıyor. Nedeni yukarıda da söylediğim gibi oldukça basit. Cumhurbaşkanı Erdoğan, onların biçtiği rolü şiddetle reddederek Türkiye’nin haklarını ve çıkarlarını koruyor ve milim taviz vermiyor. Yine birkaç gün önce dinimize ilişkin yaptığı açıklamada bir başka hadsizlik örneği. Birkaç gün önce yaptığı bir başka açıklama da aynı şekilde bir başka hadsizliğinin açık göstergesidir. Macron, "İslam dünyanın her yerinde kriz yaşıyor." diyor ve sömürgeci geçmişi olan bir ülke olduklarını ancak bu konudaki travmaların çözülemediğini belirtiyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi, “İslam krizde’ açıklaması, saygısızlıktan öte açık bir provokasyondur. Kendisinden artık sömürge valisi gibi davranmak yerine, sorumlu bir devlet adamı gibi hareket etmesini bekliyoruz. Fransız Devlet Başkanı olarak İslam’ın yapılandırılmasından bahsetmesi hadsizliktir, edepsizliktir.”

Macron ve avanesi artık Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye ve İslam düşmanlığını saklama gereği dahi duymuyor. Açıktan mücadele edilmesi ve yok edilmesi gerektiğini söylüyor. Bunun önündeki tek engel de sayın Cumhurbaşkanımız ve Türkiye. Bunun için de her vesileyle sayın Cumhurbaşkanımızı itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar. Ülkemiz için de ne yazık ki yeterince işbirlikçileri var.

Sayın Hocam, verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ederim.

-Ben teşekkür eder, iyi yayınlar dilerim.

Röportaj: Tarkan Kaleli (www.bbnhaber.com)
 

 

Yorumlar

  • AdAk63
    12.10.2020 18:43

    Altına imza atacağım bir söyleşi ve yazı. Tespitler ve çözüm noktalarına ek olarak, Sayın Cumhurbaşkanımıza millet olarak aldığı kararların yanında ve destekçisi olacağımızı ruhen ve bedenen haykırıyoruz. Geri dönüşü olmayan bir uyanışı bize sağladığı ve gösterdiği için evvela yüce Rabbimize; Reisimizi bize bağışladığı için şükranlarımızı sunuyoruz. Durmak yok, yola devam...

Yorum Yaz - Yorumlarınız editör onayından sonra yayınlanacaktır

Bizi Takip Edin

Namaz Vakitleri

KONYA

05.02.2020
İmsak 05:00
Güneş 07:50
Öğle 13:05
İkindi 16:04
Akşam 18:22
Yatsı 19:40

Altın & Döviz